Selim Pusat için askerlik yalnızca bir meslek değildir.
Hayatının anlamı, karakterinin temeli ve dünyada kendisine biçtiği yerdir.
Fakat inançları ve düşünceleri nedeniyle ordudan uzaklaştırıldığında, yalnızca üniformasını değil, kendisini ayakta tutan bütün düzeni de kaybeder. Dış dünyadan giderek uzaklaşır; sertliği, gururu ve yalnızlığı içinde kendi ruhuna kapanır.
Sonra karşısına Güntülü çıkar.
Genç bir kadına duyduğu beklenmedik aşk, Selim Pusat’ın yıllardır değişmez sandığı bütün değerleri sarsmaya başlar. Görev, sadakat, gurur ve irade üzerine kurduğu hayat; açıklayamadığı bir tutkunun karşısında çözülürken, kendisiyle verdiği mücadele giderek daha karanlık bir hâl alır.
Fakat Selim’in yaşadıkları yalnızca bugüne ait değildir.
Romanın başlangıcında anlatılan eski bir Uygur hikâyesi, geçmişten gelen bir lanetin ve tamamlanmamış bir kaderin izlerini taşır. Yüzyıllar önce yaşanmış aşk, ihanet ve beddua; Selim Pusat’ın hayatında başka biçimlerde yeniden görünmeye başladıkça gerçek ile hayalın sınırları silinir.
Karşısına çıkan esrarengiz insanlar, açıklanamayan olaylar ve geçmişten yükselen sesler onu giderek kendi ruhunun derinliklerine doğru sürükler. Selim artık yalnızca aşkıyla değil; kim olduğuyla, bağlılıklarıyla, suçluluğuyla ve insanın kendi kaderinden kaçıp kaçamayacağı sorusuyla da yüzleşmek zorundadır.
Ruh Adam, aşkı huzur veren bir duygudan çok insanın bütün benliğini sınayan bir güç olarak ele alan; psikolojik çözümlemeleri fantastik ve tarihsel unsurlarla buluşturan karanlık bir roman.
Bazı insanlar geçmişlerinden kaçabilir.
Bazıları kendilerinden.
Fakat insanın ruhuna yazılmış bir hikâye varsa, zaman değişse bile aynı sınav yeniden karşısına çıkabilir.
Ve bazen en büyük savaş, insanın başka biriyle değil, kendi içinde verdiği savaştır.