Bibliosfer
0.0/10 0 kişi
0 Okunma
0 Beğeni
8 Gösterim

Bir hikâyenin başlangıcı ve sonu gerçekten birbirinden ayrı mıdır? Hafıza, düşler ve anlatılanlar birbirine karıştığında insan kendi geçmişinin neresinde durur?

Hasan Ali Toptaş, Uykuların Doğusu’nda tek bir merkezden ilerlemek yerine birbirinin içinden doğan hikâyelerle dairesel bir anlatı kuruyor. Farklı kişilerin yaşamları, hatıraları ve anlatıları zamanla birbirine bağlanırken okur, geçmiş ile şimdi arasında sürekli yer değiştiren bir dünyanın içine çekiliyor. Romanın yapısı, anlatılan her hikâyenin başka bir hikâyeye kapı açtığı Binbir Gece Masalları geleneğini çağrıştırıyor.

Toptaş; hafıza, zaman, yalnızlık, aile, anlatmak ve insanın kendisini geçmişi üzerinden kurma biçimi üzerine düşünürken masalların, efsanelerin ve sözlü anlatı geleneğinin olanaklarından yararlanıyor. Şiirsel ve ritmik diliyle gerçeklik ile düş arasındaki sınırları yumuşatarak farklı hayatları aynı anlatı çemberinde buluşturuyor. Roman, 2006 yılında Orhan Kemal Roman Armağanı’na değer görülmüştür.

Uykuların Doğusu, hikâyelerin birbirinin içinden doğduğu özgün yapısıyla zamanın ve hafızanın izini süren; anlatmanın kendisini romanın temel meselelerinden birine dönüştüren, Hasan Ali Toptaş’ın edebî dünyasının güçlü örneklerinden biri.