İnsanların merakı ne zaman ilgiden çıkarak bir başkasının hayatına yönelen güçlü bir baskıya dönüşür? Olağanüstü bir olay karşısında insan, gördüğünü anlamaya mı çalışır, yoksa yalnızca seyretmekle mi yetinir?
Hasan Ali Toptaş, Beni Kör Kuyularda’da Güldiyar adlı genç kızın gözlerinden yaş yerine küçük taşların dökülmesiyle başlayan sıra dışı bir hikâye kuruyor. Bu olağanüstü durum kısa sürede çevrede duyuluyor ve Güldiyar’ın ailesinin yaşadığı ev, meraklı insanların uğrak yerine dönüşüyor. Böylece küçük bir aile çevresinde başlayan olay, giderek insanların birbirlerine bakışını ve davranışlarını ortaya çıkaran geniş bir anlatıya dönüşüyor.
Roman; merak, seyretme arzusu, insan ilişkileri, sevgi, dayanışma ve bireyin toplum karşısındaki konumu üzerine düşünürken gerçeklikle masalsı olanı iç içe geçiriyor. Toptaş’ın ritimli ve şiirsel anlatımı, gündelik hayatın içinden başlayan hikâyeyi zamanla sınırları belirsizleşen özgün bir edebiyat dünyasına taşıyor.
Beni Kör Kuyularda, sıra dışı bir olayın çevresinde insanların değişen tutumlarını anlatan; merak duygusunu, toplumsal davranışları ve insanın başkasıyla kurduğu ilişkiyi güçlü bir kurgu ve kendine özgü bir dille ele alan etkileyici bir roman.