Bazı şehirleri gezersiniz.
Bazı şehirlerse sizi kendilerine bağlar.
Gündüz Vassaf için Mostar böyle bir yerdir.
Daha doğrusu, Mostar Köprüsü.
Köprüyü ilk gördüğünde başlayan merak zamanla hayranlığa, hayranlık ise neredeyse bir bağlılığa dönüşür. Vassaf günlerini köprünün başında geçirir; kimi zaman yüzlerce turistin arasında, kimi zaman gecenin sessizliğinde yalnız başına onu izler.
Ve yazmaya başlar.
Önce küçük notlar…
Sonra gözlemler…
Hatıralar, sorular, düşünceler…
Derken ortaya bir turistin gezi defterinden çok başka bir şey çıkar:
Bir köprü bekçisinin günlüğü.
Çünkü Mostar Köprüsü yalnızca iki kıyıyı birbirine bağlayan taş bir yapı değildir.
Yüzyılların tanığıdır.
İnsanların gelişini, gidişini, sevgilerini, öfkelerini ve savaşlarını görmüştür.
Bir zamanlar insanların üzerinden geçerek birbirlerine ulaştığı köprü, savaş sırasında yıkılmış; ardından yeniden inşa edilmiştir.
Bu nedenle ona bakmak yalnızca mimariye bakmak değildir.
İnsanların hem köprü kurabilme hem de o köprüyü yıkabilme gücüne bakmaktır.
Vassaf köprünün başında dururken zihni yalnız Mostar’da kalmaz.
Bosna’nın yaralarından savaşlara…
Milliyetçilikten sınırlara…
Kimliklerden aidiyete…
Geçmişten bugüne…
Ve bütün bunların arasında kendi hayatına doğru uzanır.
Köprü giderek bir düşünme yerine dönüşür.
Bir taraftan turistler gelir, fotoğraf çeker ve gider.
Diğer taraftan Neretva akmaya devam eder.
Şehir günlük hayatını sürdürür.
Ama Vassaf bekler.
Baktıkça düşünür.
Düşündükçe kendi dünyasını da köprüyle paylaşmaya başlar. Yayıncının tanımladığı biçimiyle kitapta bu bekleyiş, hem dünyayla bir hesaplaşmaya hem de yazarın kendisini samimiyetle sorgulamasına dönüşür.
Mostari, klasik anlamda Bosna-Hersek’i tanıtan bir gezi kitabı değildir.
Mostar Köprüsü’nün tarihini anlatan bir mimarlık kitabı da değildir.
Bir insanın tek bir yere uzun süre bakınca neler görebileceğinin kitabıdır.
Taşları görür.
Suyu görür.
Turistleri görür.
Savaşın bıraktığı izleri görür.
Sonra bütün bunların arkasında insanı görmeye başlar.
Gündüz Vassaf, Mostari: Bir Köprü Bekçisinin Günlüğü’nde kişisel olanla tarihsel olanı, günlük hayatla savaşın hafızasını, mizahla hüznü aynı köprü üzerinde buluşturuyor. İletişim Yayınları da eseri “şiir tadında, renkli ve bir o kadar da hüzünlü bir günlük” olarak tanımlıyor.
Çünkü köprülerin görevi yalnızca iki yakayı birbirine bağlamak değildir.
Bazen geçmişle bugünü,
insanla insanı,
hatırlamakla unutmak arasındaki mesafeyi de taşırlar.
Ve bazen bir köprüyü gerçekten anlamak için üzerinden geçmek yetmez.
Bir süre başında beklemek gerekir.