Aşk, iki insanın aynı duyguda buluşması mıdır; yoksa herkesin kendi hayallerine inanarak kurduğu farklı bir hikâye mi?
Vedat, çocukluğundan beri yanında bulunan Vefa’ya karşı derin duygular besler. Onun yakınlığını bir sevginin işareti, geleceğe uzanan sözsüz bir vaat olarak görür. Hayallerinde mutluluğa açılan kapı çoktan aralanmıştır. Fakat Vefa için geçmişte yaşananlar, Vedat’ın düşündüğünden bambaşka anlamlar taşımaktadır.
Bir tarafta duygularının karşılık bulacağına inanan genç bir kadın, diğer tarafta davranışlarının yanlış yorumlandığını düşünen bir erkek vardır. Söylenmeyen sözler, farklı beklentiler ve toplumun kadınla erkeğe biçtiği roller, iki insan arasındaki mesafeyi giderek büyütür. Hayal ile hakikat birbirinden ayrıldıkça aşk, mutluluk vadeden bir duygudan ağır bir yüzleşmeye dönüşür.
Fatma Aliye, Vedat’ın iç dünyasını, umutlarını ve kırılganlığını kadın duyarlılığıyla anlatırken; Ahmet Mithat Efendi aynı ilişkiye Vefa’nın gözünden bakar. Böylece okur, tek bir olayın iki ayrı anlatımına tanıklık ederken aşkın, evliliğin ve karşılıklı sorumluluğun anlamını yeniden düşünmeye çağrılır.
**Hayal ve Hakikat**, bir ilişkinin yalnızca yaşananlardan değil, tarafların yaşananlara yüklediği anlamlardan oluştuğunu gösteren öncü bir romandır. Çünkü birinin büyük aşk sandığı şey, diğerinin hayatında yalnızca geçip giden bir yakınlık olabilir; hakikat ortaya çıktığında ise en çok, uzun zamandır inanılan hayaller acıtır.